3 Şubat 2018 Cumartesi

Üretimin arkası


Temel bilim araştırmalarının çıktısı olan bilgiyi uygulamalı araştırma ile teknolojiye dönüştürecek kurumlara gerek vardır… 

Ülkemizin aydınlık geleceğini düşünen, çocuklarını seven, çağdaş kültürden nasiplenmiş kime sorarsak soralım “üretmenin esas olduğunu” söyleyecektir bize. Bir de katma değeri yüksek ürünler üretmenin gerekliliğinden söz edecektir büyük olasılıkla. Bunun gerekleri üzerine düşünüldüğünde ise karşımıza öncelikle üretenleri destekleyen kurumsal yapılar ve uyguladıkları programlar çıkmaktadır.

Genel amaç çok bilinen söylemle üniversite ile sanayi arasında işbirliğini kurmaktır. Ancak bundan anlaşılan sanayicinin “çat kapı üniversiteye ulaşması veya üniversitenin bilgi ve teknolojisiyle sanayide kapı kapı dolaşması değildir. Güçlü bir temel bilimler araştırması sonucu ortaya çıkan bilginin uygulamalı araştırma ile teknolojiye dönüştürülmesidir. Bu “enstitüler” biçiminde yapılanmış ve üniversitelerle ve özel kesim araştırma merkezleriyle yakın ilişki içinde bulunan kurumların kendilerince veya endüstri ile birlikte yapılan uygulamalı araştırmalar sonucu ortaya çıkabilmektedir. Genel özellikleri arayüz kurumu olmaları, ülkenin araştırma altyapısını esas alan ağyapı oluşturmaları, kamu kaynağı ve kontratlı araştırma ile fonlanmaları, çok güçlü üretim ve test altyapılarına ve yüksek nitelikli insan kaynağına sahip olmalarıdır.

Dünyanın başarılı kurumlarından örneklerle somutlaştırmaya çalışalım. Almanya’dan Fraunhofer-Gesellschaft (Fraunhofer Topluluğu), Tayvan’dan Industrial Technology Research Institute (ITRI – Endüstriyel Teknoloji Araştırma Enstitüsü), İngiltere’nin yeni uygulamalı araştırma girişimi – Catapult, Fransa’dan Carnot Enstitüleri, Kanada’nın Endüstriyel Araştırma Destek Programı. Bu kurumlara daha yakından bakarak belki dersler çıkartabiliriz.

Almanya

Üretmek esas ise uygulamalı araştırma kurumlarına da ihtiyaç olacaktır. Hemen bütün dünyanın uygulamalı araştırma için örnek gösterdiği Almanya’daki teknoloji ve yenilik merkezlerini birleştiren The Fraunhofer-Gesellschaft (Fraunhofer Topluluğu) ağyapısında esas olarak uygulamalı araştırma yapılmaktadır. Fraunhofer’in ana amacı özellikle Alman KOBİ’leri için üniversite veya üniversite dışı araştırma merkezlerince yapılan temel bilim araştırmalarının sonuçlarını ticari ürünlere veya üretim yöntemlerine dönüştürmek üzere kontratlı araştırma yapmaktır.

Ortalama 400’er yüksek nitelikli araştırmacıya ve teknolojinin uç noktasında üretim ve test donanımına, pilot üretim hatlarına ve uygulamalı gösteri olanaklarına sahip her biri ayrı bir teknoloji veya sektörde uzmanlaşmış 60 Fraunhofer enstitüsü Alman sanayisine hizmet vermektedir. Günümüzde yaklaşık 20.000 çalışanıyla, 2 milyar avroluk bir bütçeye sahiptir. Her bir Fraunhofer enstitüsü bir araştırma üniversitesiyle eşleşmiş olup başarılı öğrencileri yarı-zamanlı araştırmacı olarak çalıştırarak onların ürün odaklı araştırma deneyimi kazanmalarını ve üretim ortamını tanımalarını da sağlamaktadır. Böylece Alman imalat sanayisinin rekabetçi belkemiğini oluşturan ve ülkenin tamamına yayılmış bulunan üretim yetkinlikleri yüksek orta ölçekli imalatçılara (Mittelstand) her konuda destek olunmaktadır. Bugüne kadar yaklaşık 150 filiz firma oluşturulmuş olup teknolojinin uç noktalarında sahip olunan geniş patent havuzu lisanslama yoluyla sanayiciye kullandırılmaktadır.

Fraunhofer enstitüleri Almanya’nın yenilik karakteristiğini yansıtacak biçimde bilim, teknoloji ve mühendisliğin uygulandığı kısa erimde pazara çıkabilecek ve fırsat alanlarına (niş alanlar) odaklanan araştırma projelerine ağırlık vermektedir. Bu ürünler radikal yeniliklerden çok sürekliliği olan artımsal yenilikler içermekte ve yüksek kaliteleri ile Asya ülkelerinin görece ucuz imalat yapan firmalarının karşısında rekabet edebilmektedirler. Fraunhofer Enstitüleri’nin sağladığı ileri imalat altyapısı ve üst düzey mühendislik gelişmekte olan ekonomilerin yatırım malları ve makine ve ekipman taleplerini karşılamayı hedefleyen Alman makine endüstrisinin arkasındaki en önemli güçtür. 

Fraunhofer Enstitüleri’nin yapılanması yukarıda işaret edilen özellikleri ve başarıları nedeniyle son yıllarda en çok incelenen ve “kültürü, tarihi ve yenilik altyapısı” dikkate alınarak ABD, İngiltere, Fransa, Şili ve Avusturya tarafından örneklenerek uyarlanmaya çalışılan bir modeldir.

Arkasında güçlü endüstriyel araştırma kurumları olmayan bir ulusal endüstri yapısı düşünülemez…

Tayvan

İkinci örnek, bir grup öngörü sahibi elitin dünyanın en iyi araştırma üniversitelerinden ve teknolojik olarak en gelişmiş uluslararası firmalardan özümsedikleri bilgi ile 1973’te kurulan ve devletçe de desteklenen Tayvan’ın Endüstriyel Teknoloji Araştırma Enstitüsü’sü ITRI. Amaç küresel araştırma toplumu ile Tayvan sanayisi arasında bir arayüz kurumu oluşturarak, Tayvan ekonomisini düşük teknolojili-emek yoğun yapıdan yüksek teknolojili ve bilgi tabanlı bir yapıya kavuşturmaktır. Yarıiletken ekonomisinin ulusal bir gayretle Tayvan’da oluşturularak bilgisayar, telekomünikasyon, güneş enerjisi panelleri ve makine imalatında dünya çapında üstünlükler sağlamasında ITRI’nın varlığı çok önemli bir rol oynamıştır.

ITRI’nın, içinde Ulusal Tsing Hua ve Ulusal Chiao Tung Üniversitesi’sinin ve dünyanın en başarılı kümeleşmesinin 400 ileri teknoloji şirketiyle bulunduğu Hsinchu Bilim Parkı’nda (HSP) bulunması kurumların etkileşimini en üst düzeye çıkartmaktadır.  The Economist, ITRI’nın fikirler ve ürünler arasında köprü rolü üstlendiği Hsinchu Bilim Parkı’nı “fikirlerin fiziksel biçimlere dönüştürülmesinde dünyanın en iyi yeri” olarak nitelemiştir (2010). Günümüzde, ITRI'nın Ar-Ge faaliyetleri, "daha derin ve yeni" fikirler arayan altı temel laboratuvar ve çok disiplinli yaklaşımı vurgulayan ve çekirdek laboratuvarların uzman yeterliliklerini ortaya koyan belirli temalara odaklanan sekiz teknoloji merkezi üzerinde yoğunlaşmaktadır. ITRI'nin İş Geliştirme Birimi, araştırma sonuçlarını, teknoloji transferini ve yabancı araştırma ortaklarıyla olan ilişkileri ticarileştirmekle sorumludur.

ITRI’nın ana laboratuvarları temel araştırma yapmayıp öncü teknoloji alanlarında ticarileşme uygulamaları üzerinde çalışmaktadır. Bu laboratuvarlar prototip ürünler, üretim ekipmanları ve malzemeleri geliştirip test etmekte ve yeni uygulamaları denemektedir. Teknoloji merkezleri ise ana laboratuvarlardan, yabancı ortaklardan ve Tayvan endüstrisinden edinilen araştırma ve teknolojileri eşgüdümlemekte ve bütünselleştirmektedir.

ITRI kuruluşundan bu yana 162 filiz firma oluşturmuş ve yüzlercesinin oluşumuna da katkıda bulunmuştur. ITRI OpenLab Kuluçka Merkezi filiz (startup) ve türev (spin-off) firmalara geçici olarak destekler vermektedir.

İngiltere

İngiltere’nin sahip olduğu bilimsel araştırma varlığı dünyada ABD’den sonra ikinci olarak değerlendirilmektedir. Bu varlığından güç alan yeniliklerle imalat sanayisinde yapılmak istenen rönesansın odağında Teknoloji ve İnovasyon Merkezleri – TIC ya da yeni adıyla Catapult’lar yer almaktadır.  Beş yıl için 200 milyon £’dan fazla devlet desteği verilen Catapult’ların misyonu “ülkenin araştırma tabanı ile endüstrisi arasında köprü hizmeti görmesidir”.  Bu yeni yapılanmada Fraunhofer-Gesellschaft modelinden esinlenilmiş ve bazı elemanları kopyelenmiştir. 

Temel bilimlerde çok güçlü ve köklü bir birikime sahip olan İngiltere bir asırdır bu birikimini teknolojiye dönüştürerek endüstri ve ticarette etki yaratmaya çalışmaktadır. Son otuz yılda katı bir biçimde uygulanan serbest pazar ekonomisinin yarattığı endüstriyel gerileme (1970’lerin sonunda GSYH’nın %30’unu yaratan ve 6,8 milyon kişinin işlendirildiği imalat sanayisi, 2010’da sırasıyla%10’a ve 2,5 milyon kişiye gerilemişti. İngiliz imalat sanayisindeki yapısal değişim endüstriyel araştırma altyapısını da olumsuz etkilemişti. Yeni bir teknolojik atılım için öngörülen önlemlerin başında gelen akademik araştırma ile ticarileştirme arsındaki açığı kapatmak üzere Yüksek Katma Değerli İmalat Catapult’larının (HVM Catapult) oluşturulması üç ana parti tarafından da desteklendi. İlki 2011’de kurulan HVM Catapult, Sheffield Üniversitesi ile içinde BAE, Boeing ve Rolls Royce’un da bulunduğu yaklaşık 60 özel firmanın işbirliğine dayalı yüksek kalitede araştırma yapmalarını sağlamaktadır. 

Fransa

Fraunhofer Gesellschaft modelinin en iyi yönlerini örnekleyen bir başka uygulama ise Fransa’da Carnot Girişimi (Carnot initiative) adıyla 2006’da başlatıldı. Halen Carnot oluşumunu yaratan 34 enstitü, Fransız kamu laboratuvarı iş gücünün yaklaşık % 18'ini (30.000 araştırmacı ve 9.600 doktoralı) temsil etmektedir. Bu enstitüler yıllık 17.000 A-derece bilimsel yayın yapmakta ve firmalarla doğrudan yaptıkları yıllık 7.800 araştırma kontratından 350 milyon Euro gelir elde etmektedirler. Carnot Enstitüsü olarak değerlendirilen enstitülere sanayiye yaptıkları kontratlı araştırmalardan elde ettikleri gelir kadar devlet desteği verilmektedir. Tayvan’ın ITRI ve Fraunhofer Gesellschaft modelinden farklı olarak bazı Carnot Enstitüleri hem temel hem de uygulamalı araştırma yapabilmektedirler. Bu faaliyetler farklı üniversiteler ve araştırma merkezleriyle, kamu ve/veya yarı kamu araştırma kurumlarıyla yapılabilmektedir.

1982’de Mitterand’ın Başkanlığı döneminde genel olarak Avrupa’nın ve Fransa’nın  “temel bilimde güçlü, uygulamalı araştırmada zayıf “ yapısını kırmak üzere KOBİ’lerde yeniliğin özendirilmesi, kamu araştırma enstitüleri ile endüstrinin işbirliğinin geliştirilmesi ve firmalarda Ar-Ge’nin teşvik edilmesi amacıyla Araştırma ve Teknolojik Gelişme Programı Yasası çıkartıldı. 1999’da da yenilikçi firmaların yaratılması ve kamu araştırma kurumlarındaki birikimin endüstriye aktarılması amacıyla Yenilik ve Araştırma Yasası çıkartıldı. 2006’da çıkartılan Araştırma için Yasa’da ise araştırma eko-sisteminde yer alan aktörler arasında daha büyük işbirliklerinin sağlanmasını, kamu ve özel kesim araştırma faaliyetlerinde ağyapı oluşturulmasını, bilimsel kariyerler için gelişkin ortamlar hazırlanmasını ve Fransa araştırma sisteminin Avrupa Araştırma Alanı ile bütünleştirilmesinin özendirilmesini hedeflemekteydi.     

Kanada    

Son olarak 1962’den bu yana uygulanan ve üretici KOBİ’lerin araştırmalarını destekleyen Endüstriyel Araştırma Destek Programı (NRC-IRAP) Kanada Araştırma Konsey’inin çok önemli bir bileşeni ve Kanada Yenilik Sistemi’nin köşe taşıdır. IRAP bütün dünyada türünün en iyi örneklerinden birisi olarak bilinmektedir. Günümüzde teknolojik yeniliğin desteklenmesi yoluyla refah yaratmayı hedefleyen programın iki stratejik hedefi vardır. Birincisi, KOBİ’lere teknoloji geliştirmeleri ve ticarileştirmeleri destek verilmesi ikincisi, yerel ve ulusal organizasyonlarla işbirliği yaparak ve bazen finansman yoluyla teknolojinin geliştirmesine ve ticarileştirmesine destek verilmesidir. 1962’den bu yana dünyadaki gelişmelere paralel olarak programlarını ve destek biçimlerini sürekli geliştiren IRAP, 2008 küresel krizinin de etkisiyle 2009 yılı bütçesine iki yıl için 170 milyon doları firmalara destek olmak üzere, 200 milyon dolar koydu.

IRAP’ın verdiği hizmetlerde bel kemiğini firmaların yeni ürün geliştirme ve ticarileştirme süreçlerinin her aşamasında destek veren 230 Endüstriyel Teknoloji Danışmanı (ETD) oluşturmaktadır. ETD’lerin %75’inin lisansüstü veya doktora derecesi vardır. %80’i daha önceden uzmanlaştıkları endüstriyel deneyime sahiptirler. Firmaların, yeni mezun girişimcilerin ve organizasyonların yenilikçi projelerine ETD’lerin değerlendirmeleri sonucu finansal destek verilebilmektedir. 2009-2010 mali yılında 2.597 firmanın 2.947 projesi desteklenerek 11,921 yeni iş yaratılmıştır.

Sonuç olarak verilen örnekler özellikle güçlü bir üretim kapasitesi yaratılabilmesi için güçlü bir bilimsel araştırma temelinin ve buralarda üretilecek temel bilim çıktılarını teknolojiye dönüştürülmesini sağlayacak arayüz kurumlarının gerekliliğini göstermektedir.

Ülkemizde de benzer yapıların var olduğu en azından zaman zaman bu yapıların kurulması ve işletilmesi için atılımlar yapıldığı söylenebilir. Ancak gelinen noktada endüstrimizi desteklemesi beklenen bu tür kurumların hırpalanmış, niteliksiz siyasetçilerin ve liyakatten yoksun üst yöneticilerin elinde yeniden ve yeniden yapılandırılmaktan yorgun düşmüş, uzman kadrolarını kaybetmiş oldukları gerçeği karşısında ne söylenebilir. Elbette Endüstri 4.0’ı konuşabilir, olması gerekenleri söyleyebiliriz. Ama biraz uzun erimli bakıp yeniden inşa için neler yapmamız gerektiğini konuşmak daha iyi olmaz mı?




12 Ocak 2018 Cuma

Tarımsal Yenilik Platformları

Tarımsal Yenilik Platformları – I

1990’lar ve 2000’lerde ‘yenilik sistemlerindeki’ gelişmeler yansımasını tarım alanında da göstermiştir


Çevre tahribatının bütün hızıyla sürdüğü ve iklim değişikliğinin gün be gün hissedildiği, 2050’de 9 milyar nüfusa ulaşması beklenen dünyamız için de verimli topraklarını ve doğasını inşaatçılara, enerji sektörüne ve madencilere kurban eden ülkemiz için de geleceğin en önemli konusu insanların güvenli beslenmesi olabilir.  

Son yıllarda ülkemizde gıda fiyatlarının sürekli artışına (özellikle yaş sebze ve meyvede) hemen hiçbir çözüm geliştirilemiyor. Diğer taraftan devam eden tarımdan kaçışla birlikte ekilen tarım alanları daralıyor ve tarımsal üretimin azalması nedeniyle tarımsal ürünlerde dış alımımız artıyor. TÜİK verilerine göre 2003’te 5.265 milyon $, 2016’da 15.638 milyon $ olmak üzere bu dönemde toplam dışalım 171.069 milyon $ olmuştur. Tarımsal üretimde küçük çiftçinin ve kadınların hâlâ önemli bir payı var. Bu yazıda tarımdaki olumsuz tabloya bir ölçüde olumlu katkısı olabileceği düşünülen ve tarımdaki değer zincirinde yer alan özellikle küçük üreticiyi ve tüketiciyi daha etkin kılacak ve gıda güvenliğini sağlamaya katkıda bulunabilecek “yenilik platformlarının” tarım alanına uygulanabilirliği tartışılacaktır.

1980’lerin sonunda kalkınma ajanslarının gündemine giren yenilik platformları günümüzde araştırma ve geliştirme girişimlerinin yaygın kullandıkları bir araçtır.  1990’lar ve 2000’lerde ‘yenilik sistemleri’ndeki gelişmeler yansımasını tarım alanında da göstermiştir. Bir yandan teknolojiye ilgi devam ederken yeniliğin tanımında yer alan “ürün, üretim yöntemleri ve hizmetlerde yenilik” yapılanmaları ve kurumsallaşmaları da kapsayacak biçimde tarımda da gündeme girmiştir.

21 Aralık 2017 Perşembe

İleri teknoloji ürünleri için işbirliği modelleri

TYM’lerin ilgi çekmelerindeki ana neden ülkelerin  akademik keşifleriyle ticari yaygınlaşma arasındaki boşluğu kapatmaktaki rolleridir. 



Yüksek teknolojiye dayalı sanayiler yenilikçi ürünler geliştirmede temel araştırmalara daha fazla gereksinim duymaktadırlar. Temel araştırma çıktılarını kalkınmada etkin bir kaynak olarak kullanabilmek için ülkeler çeşitli modeller geliştirerek sınamaktadırlar. Gelinen nokta bilim-teknoloji odaklı kalkınma çabalarının tarihsel süreçte izledikleri, bilim siyasaları (bilimden pazara), teknoloji siyasaları (teknoloji itkili pazar çekimli) ve yenilik siyasaları (bilgi transferi ve kurumsal yapılanmalar) sonrası “açık yenilik” siyasalarını esas alan modellerdir (birlikte bilgi üretimi).

Modellerin ortak yanı üniversitelerle özel/kamu kesiminin bir arayüz marifetiyle bir araya getirilmesidir. Bir başka deyişle ‘üniversite sanayi işbirliğidir’. Ülkemizde de çokça sözü edilip bilinen pek çok nedenle istenen sonuçlar elde edilemeyen bu konuda ileri teknoloji alanlarını hedefleyen ve İngiltere’de geliştirilen Teknoloji ve Yenilik Merkezleri-TYM (Technology and Innovation Centres-(TICs) başka ülkelerce de örneklenen ilgi çeken bir model olarak öne çıkmaktadır.

TYM’lerin ilgi çekmelerindeki ana neden akademik keşiflerle ticari yaygınlaşma arasındaki boşluğu kapatmaktaki rolleridir. Yedi Avrupa ülkesinde 30 TYM’de yapılan bir araştırma, teknoloji ve fikirleri kavramdan ticarileştirmeye dönüştürmede TYM’lerin içinde bulundukları yenilik sisteminde “açık yenilikçi – open innovator” olarak da önemli bir işlevleri olduğunu göstermiştir. 

22 Kasım 2017 Çarşamba

Aykut Göker’in Çalışmalarında Bilim Teknoloji ve Yenilik Politikaları - II


CBT Politik Bilim Yazılarıyla Aykut Göker
 
Aykut Göker, 6 Mayıs 2000’de Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi’nde – CBT Sayın Orhan Bursalı’nın önerisiyle yazmaya başladığı Politik Bilim köşesinde 4 Eylül 2015’e kadar 586 yazı yazdı (yaklaşık 290.000 sözcük).

Bilim ve teknoloji sisteminin tamamını kapsayan bir yaklaşım
Bu yazıların genel eksenini ülkemizin ve karşılaştırmalı olarak diğer ülkelerin bilim ve teknoloji (B-T) politikaları oluşturdu. O’nun yazılarının genel biçemini oluşturan kendi içinde sağlam bir bütünlük oluşturma, bir kavram veya olaydan yola çıkarak bir konuyu mantıksal bir dizge içinde işleme ve okuyucuya bilgi verme ve bir şeyler öğretme özelliği, söz konusu 586 yazıyı adeta bir bütün olarak algılamamızı da sağlar. Bu bütünlük içinde bakıldığında ilk yazısında yer alan;

“Bir ülkenin B-T politikası, temelde, o ülkenin B-T üretimini, belli amaçlar için artırmayı öngören ve bunun yollarını gösteren bir politikadır. Bu politika, bilimsel ve teknolojik bulguları ekonomik ve toplumsal bir faydaya dönüştürme konusunda, ülke yeteneğinin nasıl yükseltilebileceğini de gösterir…

Aykut Göker’in Çalışmalarında Bilim Teknoloji ve Yenilik Politikaları - I





Ülkemizin bilim ve teknoloji (B-T) politikasının oluşmasına, öğrenilmesine, yaygınlaştırılmasına katkılarıyla derin izler bırakan Aykut Göker’i kaybedişimizin (18 Kasım 2016) birinci  yılında özlemle anıyoruz …



Aykut Göker’in bilim-teknoloji-sanayileşme ve yenilik konularındaki çalışmalarını iki kaynaktan yararlanarak ve onun sözleri ile aktarmaya çalıştım. İlki, 1995’te kitaplaştırdığı “BİLİM-TEKNOLOJİ-SANAYİ ÜÇLEMESİ Ve Türkiye Üzerine Söyleşiler”, ikincisi Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi’ndeki (şimdilerde Herkese Bilim Teknoloji) Politik Bilim köşesinde yazdığı 586 yazısı.




BİLİM-TEKNOLOJİ-SANAYİ ÜÇLEMESİ Ve Türkiye Üzerine Söyleşiler[1]
H. Aykut Göker







29 Eylül 2017 Cuma

Evrim bu topraklardan geçmedi (mi?) …


Bilimde sürekli yeni hipotezler ortaya atılır, öncekiler çürütülür ve oluşan bilgi birikimiyle yol alınır.

Yaşamımın en şanslı olaylarından birisi liseyi çok ayrıcalıklı bir okulda, Ankara Fen Lisesi’nde okumuş olmamdır. Lise ikinci sınıf Biyoloji kitabının evrimle ilgili bölümünü okuduğumda Darwin’le tanışmış, Galapagos adaları yolculuğundan ve meşhur ispinozlarından çok etkilenmiştim. Daha da önemlisi “canlı türlerinin ortak bir kökenden ve uzun bir süreçte türediklerini” söyleyen ve dünyayı algılayışımı değiştiren evrim kuramıyla tanışmıştım. Türlerin Kökeni’ni üniversite sıralarında okumuştum. Üniversite hazırlık sınıfında okutulan Inherit the Wind’de[1]  gerici ve dinci ideolojinin, politikacılar aracılığıyla evrimden hareketle bilime karşı çıkışının çarpıcı bir örneğini görmüş, Devlet Tiyatroları’nda “Maymun Davası” adıyla izlemiştim (1973). Günümüzde bu topraklarda aynı gericiliğin, orta öğrenim müfredatından evrim konusunu çıkartması gelecek kuşaklara yapılabilecek en büyük kötülüktür.  

2 Eylül 2017 Cumartesi

Aslolan topraktır

toprak yaşamdan gelir, canlıdırnefes alırbir geçmişi vardırToprak yaşamın kaynağıdır...


İstanbul’un yeşilini yok ederek yayılan “kentsel dönüşüm” öldürücü virüsü yaşadığımız bölgeye de sıçradı. Buradaki adıyla “yerinde dönüşüm”, yani bir yüklenici firma aracılığıyla binaların teker teker yıkılıp yeniden yapılması. Bulunduğumuz semtte hemen her binanın çeşitli meyve ve diğer ağaçlardan, bitkilerden oluşan küçük birer de bahçesi var. Örneğin oturduğumuz binanın bahçesinde incir, kiraz, şeftali ağaçları, zakkum, filbahri, ortancalar, sarmaşıklar ve kapıcımızın her mevsim ektiği balkabağı var. Pek yakında yok olacaklar.

15 Ağustos 2017 Salı

“sağ”ımız “sol”umuz yenilik


Yeniliğe ayrılan kaynakların kimlere ve hangi alanlarda kullandırılacağı sorusunun yanıtı “eşitsizliklerin giderilmesinde” bir araç olarak kullanılabilir mi?


Yenilik (inovasyon) akademisyenlerin, politikacıların ve uygulamacıların ekonomi ile ilgili çalışma ve tartışmalarında giderek daha fazla öne çıkan bir kavram. Örneğin 1960’lardan yaklaşık günümüze kadar İngiliz parlamentosunda iktidar ve muhalefetin konuşmaları üzerinde yapılan bir araştırma yenilik sözcüğünün kullanımının binli sayılardan onbeş binlere arttığını göstermiştir. Genç (39) Fransa Başkanı Emmanuel Macron da Elysée Sarayı’nda yaptığı ilk konuşmada “iş özgürleşecek, şirketler desteklenecek, eylemlerimin merkezinde yaratım ve yenilik olacaktır” diyerek seslendi Fransızlara.

Günümüzde yenilik siyasaları hemen bütünüyle kapitalizmin neo-liberal kurallarıyla biçimlendirilmekte ve araçlarıyla da uygulanmaktadır. Piyasa ekonomilerini sorgusuz sualsiz kabul eden bizim gibi ülkelerde yenilik siyasalarının strateji ve hedeflerinin “kes-yapıştır”  yöntemi ile uygulanması yenilikçilikten beklenen ekonomik yararların ve refah artışının bir türlü sağlanamamasına neden olmaktadır.

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Okumak ve yaratıcılık


Okuyan kişi ölmeden önce binlerce hayat yaşar.  Hiç okumayan kişi sadece birini yaşar. Game of Thrones karakterlerinden  Jojen Reed


Yaratıcılık için çalışmak, meraklı, ısrarlı, iyimser ve enerjik olmak, öğrenmek, geniş ilgi alanı, cesaret ve risk alma gibi özellikler sayılabilir. Beynin bilişsel faaliyetleri alanında yapılan çalışmalar bunlara eklenebilecek önemli bir özellik olarak ‘okumayı’ işaret etmektedir.

1 Haziran 2017 Perşembe

Ulusal Yenilik Sisteminin başarısızlığı


Ar-Ge harcamalarımıza kıyasla benzer ülkelere göre daha az patent başvurusu ve daha az yüksek teknolojili ürün ihracatı yapmamız Ulusal Yenilik Sistemimizin başarımının düşük olduğunu göstermektedir… 


Dünyadaki gelişme yönelimlerine uygun olarak ülkemizde de esas olarak 1990’lardan itibaren Ar-Ge yatırımlarının özendirilmesi için siyasalar ve araçlar geliştirilerek uygulamaya konulmaya başlandı. Bir yandan da “ulusal yenilik sisteminin – UYS” temelleri atıldı. Kalkınmanın önemli bir dinamiği olarak görülen bilim-teknoloji-yenilik (BTY) alanındaki uluslararası yarış günümüzde de sürmektedir. BTY için başta nitelikli insan kaynağı olmak üzere ayrılan kaynakların beklenen çıktıları yüksek nitelikli bilimsel bilgi, yeni teknolojiler, yenilikçi ve katma değeri yüksek ürün ve hizmetlerdir. Beklenen etkiler ise ülkelerin rekabet güçlerinin ve toplumsal refahının artmasıdır.